Editörden

Bankalar çok önemlidir, tabii önemseyene...


Kendisi de bizzat oynadığı borsa oyunları ile 500 bin pound kazanan ve olasılık hesaplamalarını matematiğe, oradan da iktisat bilimine aktaran büyük iktisatçı Keynes, ironik bir şekilde spekülasyon ve casino ekonomisinin kapitalizmin baş düşmanı olduğunu ilan etmişti. İlginçtir, Keynes, bir ulusun kendi kendine yeterli olduğunu kabul ediyordu ve serbest ticarette çok fazla aşırıya kaçılmaması gerektiğini ileri sürmüştü.

Keynes'in casino ekonomisi vurgusu bir yana, ülkemizdeki sermaye piyasalarının işlevi de çok su götürür bir meseledir. Menkul kıymet satın alımından amaç, borsa adı altında örgütlenmiş şirketlere para transferinden ibaret olmasa gerektir. Bu menkul kıymetlere para yatırılması, şirketlerin aldıkları bu kaynakları, makine, donanım, inşaat gibi üretim kapasitelerini artırıcı varlıkları elde etmelerine imkân sağlamak içindir. Yoksa, sadece hisse senetlerinin fiyatlarının yükselmesi veya düşmesi, milli geliri etkilemez. Hisse senetleri, onları ihraç eden şirketlerin mali bünyeleri ve gerçek piyasa değeri ile birebir bağlantılıdır. Aradaki ilişkinin kopması, söz konusu piyasanın bir sanal aleme dönüşmesi demektir. Bu nedenledir ki, ülkemiz borsaları için anlamlı bir beta katsayısından söz etmek mümkün değildir.

Ülkemiz sermaye piyasalarının hem çok sığ olması, hem de borsanın gereken önem ve işleve kavuşamaması, banka temelli bir finansal sistemin hakim olduğu bir ekonomi olduğumuzu işaret etmektedir. Bu nedenle de bankacılık sektörü, ülkemiz ekonomisi açısından hayati bir önem taşımaktadır. Tasarrufların değerlendirilmesi yanında, yurt içi ve yurt dışı iktisadi faaliyetlerin finansmanı ve aracılığı da bankacılık eliyle gerçekleştirilmektedir. Bankalar, iştirakler ve kredilendirme yoluyla da hem ekonominin efendileri haline gelmişler, hem de ileri kayıt ve belgeleme sistemleri nedeniyle, büyük bir enformasyon deposu işlevi görmeye başlamışlardır. Bu yönüyle de yine hayati önemde stratejik konumları bulunmaktadır.

Bankacılığın taşıdığı bu önem, onunla ilgili düzenlemeleri ve siyasi ya da bürokratik iradeyi de gündemin merkezine konuşlandırmaktadır. Türkiye ile ilgili bir para programını uygulamaya soktuğunuz zaman, bankaların (büyük) bir kısmı bundan zarar görürken, diğerleri avantaj sağlayabilmektedir. Örneğin, 1999 yılı sonunda açıklanan ve döviz kurunu nominal çapa olarak alan para programı, likidite yetersizliğine sahip olan bankalarımızın bir kısmını batırırken, diğerlerini ağır darbelerle yaralayan bir süreci devreye sokmuştu. Likiditenin dağılımını hesaba katmadan (!) uygulanan bu sistemde, günlük nakit açıklarının finansmanı için borçlanmak zorunda kalan bankalar, sıcak parayı kontrolünde tutan ve likiditeyi sağlayan güruhun sun'i gündemleri bahane ederek portföy boşaltmaya başlaması ile, önce daha yüksek, sonra da akıl dışı faiz oranlarından borçlandırılmak zorunda bırakılmıştır. İki buçuk ay sonraki krizde de aynı senaryo, bu defa daha da şiddetli bir şekilde devreye sokulmuştur. Peki bankacılık krizi, sadece bankaların krizi midir? Hortumun olmadığı varsayımıyla, bankalar neden sorun yaşar? Kısa vadeli topladığı fonları, uzun vadeli olarak şirketlerin finansmanı için plase etmesi nedeniyle, aktif-pasif vade uyumsuzluğu yaşadığı için. Yani, reel ekonomiyi, üretimi finanse ettiği için, Hazine'ye borç verdiği için. Peki o zaman ne yaptı bankalar? Borçlu cari hesap şeklindeki ve vadesi gelen kredilerini hemen geri çağırdılar. Yani, reel ekonomi de hem açık pozisyondan, hem de faiz yükünden dolayı battı ya da batma noktasına geldi.

Çok kısaca anlatmaya çalıştığımız gibi, bankalar, ekonomi için hayati önem taşıdığı gibi, politik açıdan da etkin bir rol üstlenmektedirler. Denilebilir ki, bankacılık alanında yapılacak hatalar; banka sermayelerinin erimesine ve reel sektör firmalarının batmasına, üretimin daralmasına, işten çıkarmalara, vergi ve SSK prim kayıplarına, sanat ve spor faaliyetlerinin finansmanının azalmasına yol açmaktadır. Servetler el değiştirmekte, yabancı sermaye gelip hiçbir emeği olmadan, yılların birikimini ucuza kapatmaktadır. Ülke itibarının düşmesi ve diplomatik pazarlık gücünün zayıflaması ise madalyonun başka bir yüzüdür.

Bankacılık çok önemlidir, ona ilişkin düzenlemeler bu kapsamda özenle ele alınmak durumundadır. Düzenleyeni de, denetleyeni de, denetleneni de bu çerçeve içinde rasyonel bir bakış açısıyla ele almak zorundayız vesselam!

A.Bülent Çağlar
Genel Yayın Yönetmeni
abcaglar@activegroup.biz